Yaptığı tadilatla komşusunun deniz manzarasını kapatan taraf kusurludur. Evini eski hale getirmelidir.

Yargıtay Kararı - HGK., E. 2013/2329 K. 2015/1444 T. 27.5.2015

 

Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Fethiye 3.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 10.06.2011 gün ve 2006/263 E -2011/273 K sayılı kararın incelenmesi davacı vekili ve davalılardan N.. D.. tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 13.09.2012 gün ve 2012/12463 E.-2012/18813 K ilamı ile;

(...Davacı vekili dilekçesinde; müvekkilinin gazetedeki satılık oto ilanı için irtibat kurduğu ve kendisini Rıza olarak tanıtan "davalı N.. D..'dan" araç satın almak için anlaştığını, aracın plakadan araştırmasını yapıp sorun olmadığını gören davacının Fethiye 3.Noterliğinde 3... plakalı aracın satışını aldığını, satıcıya 23.000 TL nakit ödeme yaptığını, aracın trafik devir işlemleri sırasında çalıntı olduğu ve gerçek plakasının 3...olduğunu ve araca ait evrakların sahte olduğunu öğrenmesi üzerine aracı Emniyet Müdürlüğüne teslim ettiğini, vekalet ile araç satışı yapan "davalı 3.noterin" satıcının belgelerini yeterince incelemediğini, noter vekili "Davalı M.. Ç.."nin de satışta kullanılan sahte vekaletnameyi yeterince araştırmayarak görevini kötüye kullandığını belirterek uğradığı 27.000 TL maddi zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı M.. Ç.., sahte vekaletnamenin iğfal kabiliyetini haiz olduğunu tüm işlemleri eksiksiz yerine getirdiğini, esasen motor ve şasi numaralarını karşılaştırmayan davacının ağır kusurlu olduğunu belirterek davanın reddini dilemiştir.

Davalı Noter cevap dilekçesinde, satışın yasa, yönetmelik ve genelgelere uygun gerçekleştiğini, asıl ağır kusurun gerekli kontrolleri yapmayan davacıya ait olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.

Davalı N.. D.., yargılamaya gelmemiş cevap dilekçesi vermemiştir.

Mahkemece; olayda kullanılan sahte vekaletname ele geçmediğinden orjinali üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılamadığı, ancak Fethiye 2.Sulh Ceza Mahkemesinin olayda kullanılan sahte vekaletnamenin fotokopisi üzerinde yaptırdığı incelemede,"bu tür belgelerin fotokopilerini kabul eden kurum ve kişilere karşı iğfal kabiliyetini haiz olduğu" yönünde görüş bildirildiği, mahkemece Jandarma Bölge Kriminal Labaratuvarının düzenlediği ve motorlu araç tescil ve motorlu araç trafik belgelerinin aslı üzerinde yapılan incelemede, "Sahte olarak tanzim edildikleri" sade vatandaşın dikkatini çekmeyecek şekilde, ancak üzerindeki hologram görüntülerinin sahteliğinin özellikle ilgililerin (Polis, Jandarma, Trafik görevlileri) dikkatini çekecek nitelikte olduğu, bu nedenle ilgiler açısından iğfal kabiliyetine haiz olmadıkları yönünde rapor düzenlendiği, noter ve katiplerinin görevleri gereği resmiyet katmak amacıyla aracılık yaptıkları tüm işlemlerde kullanılan çok fazla belge çeşidinin tüm orjinallerini birebir bilmeleri ve her konuda uzmanları kadar bilgi sahibi olmalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bu nedenle satışta kullanılan ve külliyen sahte oldukları belirlenen motorlu araç tescil belgelerinin noter ya da katipleri açısından ilk bakışta sahte oldukları anlaşılamayacak ve iğfal kabiliyetine sahip belgeler olduğu ve illiyet bağının kesildiği, sahte vekaletnamenin ise aslına ulaşılamadığından fotokopilerinin iğfal kabiliyetine haiz olduğu anlaşıldığı gerekçe gösterilerek Noter ve katibi hakkında davanın reddi, davalı N.. D.. hakkında davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmü, davacı vekili ile davalı N.. D.. vekili temyiz etmektedir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.

Ancak, Noterlik Yasasının 162.meddesi gereğince noterler, yaptıkları işlemlerden doğan zararlardan dolayı kusursuz sorumludurlar. Zarar ile noterin eylemi arasında nedensellik bağının bulunması yeterlidir. Somut olayda, dosya kapsamından, davalı noter tarafından aslı alınmayan ve fotokopi olan Sakarya 1.Noterliğince 02/05/2005 tarihinde 08966 yevmiye no'su ile tanzim edilmiş vekaletname ile işlem yapıldığı, aracın gerçek maliki ve motor şasi numarası araştırılmadığı anlaşılmaktadır.

Bu durum karşısında noterin bu eylemleri ile zarar arasında nedensellik bağı bulunmakla davanın tüm davalılar yönünden kabulü gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan...)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davacı vekili ve davalılardan N.. D..

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava; sahte belgelerle yapılan araç satışı nedeniyle uğranılan maddî zararın, işlemi yapan davalı noter ve noter katibi ile satıcıdan tahsili istemine ilişkindir.

Davacı vekili müvekkilinin gazetedeki satılık oto ilanı için irtibat kurduğu ve kendisini ''Rıza'' olarak tanıtan davalı N.. D..'den araç satın almak için anlaştığını, aracın plakadan araştırmasını yapıp sorun olmadığını gören davacının Fethiye 3.Noterliğinde 3.... plakalı aracın satışını aldığını, satıcıya 26.000 TL nakit ödeme yaptığını, aracın trafik devir işlemleri sırasında çalıntı olduğu ve gerçek plakasının 3... olduğunu ve araca ait evraklar ile satışta kullanılan vekaletnamenin sahte olduğunu öğrenmesi üzerine aracı Emniyet Müdürlüğüne teslim ettiğini, vekalet ile araç satışı yapan davalı 3.noterin satıcının belgelerini yeterince incelemediğini, noter vekili davalı M.. Ç..'nin de satışta kullanılan sahte vekaletnameyi yeterince araştırmayarak görevini kötüye kullandığını belirterek uğradığı 27.000 TL maddi zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı noter ve noter katibi, satışta kullanılan sahte vekaletnamenin iğfal kabiliyetini haiz olduğunu, tüm işlemleri eksiksiz yerine getirdiklerini, esasen motor ve şasi numaralarını karşılaştırmayan davacının ağır kusurlu olduğunu,satışın yasa, yönetmelik ve genelgelere uygun gerçekleştiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı N.. D.. cevap vermemiştir.

Yerel mahkemece; olayda kullanılan sahte vekaletname ele geçmediğinden orjinali üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılamadığı, ancak Fethiye 2.Sulh Ceza Mahkemesinin olayda kullanılan sahte vekaletnamenin fotokopisi üzerinde yaptırdığı incelemede,"bu tür belgelerin fotokopilerini kabul eden kurum ve kişilere karşı iğfal kabiliyetini haiz olduğu" yönünde görüş bildirildiği, mahkemece Jandarma Bölge Kriminal Labaratuvarının düzenlediği ve motorlu araç tescil ve motorlu araç trafik belgelerinin aslı üzerinde yapılan incelemede, sahte olarak tanzim edildikleri ,sade vatandaşın dikkatini çekmeyecek şekilde, ancak üzerindeki hologram görüntülerinin sahteliğinin özellikle ilgililerin (Polis, Jandarma Trafik görevlileri) dikkatini çekecek nitelikte olduğu, bu nedenle ilgililer açısından iğfal kabiliyetine haiz olmadıkları yönünde rapor düzenlendiği, noter ve katiplerinin görevleri gereği resmiyet katmak amacıyla aracılık yaptıkları tüm işlemlerde kullanılan çok fazla belge çeşidinin tüm orijinallerini birebir bilmeleri ve her konuda uzmanları kadar bilgi sahibi olmalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bu nedenle satışta kullanılan ve külliyen sahte oldukları belirlenen motorlu araç tescil belgelerinin noter ya da katipleri açısından ilk bakışta sahte oldukları anlaşılamayacak ve iğfal kabiliyetine sahip belgeler olduğu ve illiyet bağının kesildiği, sahte vekaletnamenin ise aslına ulaşılamadığından fotokopilerinin iğfal kabiliyetine haiz olduğu gerekçe gösterilerek noter ve katibi hakkında davanın reddine, davalı N.. D.. hakkında davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün davacı ve davalı N.. D.. tarafından temyizi üzerine karar yukarıda belirtilen nedenlerle bozulmuştur.

Mahkemece önceki gerekçeler tekrar edilerek kararda direnilmiştir.

Direnme kararını davacı ve davalı N.. D.. temyiz etmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık ; davalılar noter ve noter katibi yönünden 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 162.maddesine göre kusursuz sorumluluk koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği; varılacak sonuca göre davanın bu davalılar yönünden de kabul edilmesi gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Dava, özü itibari ile 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 162. maddesine dayalı noterin sorumluluğuna ilişkin maddi tazminat davasıdır.

İşin esasına geçilmeden önce konuyu düzenleyen hukuki mevzuatın irdelenmesinde fayda görülmüştür.

Noterlik Kanunu’nun 1. maddesi gereğince; noterliğin bir kamu hizmeti niteliğinde bulunduğu, hukukî güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendiren bir kurum olduğu belirtilmiştir. Görevi belge ve işlemlere resmîyet kazandırmak olan noterlerin yaptıkları işlemler dolayısıyla meydana gelecek zararlardan ötürü sorumlu tutulması bir zorunluluk olarak kendini göstermektedir. Noterlerin yaptıkları hizmet dolayısıyla sorumlulukları ilk olarak, mülga 3456 sayılı Noterlik Kanunu’nun 64. maddesi hükmü ile düzenlenmiştir. Hâlen yürürlükte bulunan 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nda ise, 162. maddede noterlerin hukukî sorumlulukları hüküm altına alınmıştır. Bu iki hüküm arasında çok büyük farklılıklar bulunmamaktadır. Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinde kusurdan söz edilmemiştir. Bu sebeple noterlerin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. (Nart Serdar, Noterlerin Hukukî Sorumluluğu, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt.11 Özel s. 2009, s.425-452, D... Ü...., Noterlerin Meslekî Sorumluluk Sigortası s. 492, 494- Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C.XVII, Y. 2013, s. 1-2)

Buradaki sorumluluğun 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 66. (818 sayılı Borçlar Kanunu 55) maddesindeki sorumluluğun ağırlaştırılmış şekli olduğu sonucuna varılmaktadır.

Noterliğin bir kamu hizmeti olduğunu belirten kural, aynı zamanda noterin görev ve yetkilerini de düzenlemektedir. Bu derece önemli görev ve işlevleri nedeniyle sorumluluklarının da buna paralel biçimde düzenlenmesi gerekmiştir. Bundan dolayı noterin yapacağı işler son derece sıkı kural ve şekil şartlarına bağlanmıştır. Öte yandan; bir güven kurumu olan ve yaptıkları işlerde uzman olan noter, devlet adına bir takım kamusal yetkileri de kullanmak suretiyle; belgeleri ve beyanları resmîleştiren ve aksinin kanıtlanmasını güçleştiren hatta neredeyse imkânsız hâle getiren, hukukî sonuçlar doğuracak belgelerin düzenlenmesi yetkisiyle donatılmıştır. Noterlik Kanunu’nun 82. ve İcra İflas Kanunu’nun 38. maddeleri gereğince; noterlerin düzenlemiş oldukları belgelere ispat gücü ve icra edilebilirlik açısından, özel ve ayrıcalıklı bir konum verilmiştir. Bu kadar önemli bir işin yapılmasıyla yetkili kılınan noterlerin sorumluluklarının da düzenlemeye paralel olması gerekir. Noterlerin uzmanlığına inanan ve güvenen iş sahipleri, yapılan iş ve işlemlerin tam ve sağlıklı olduğu konusunda kuşku duymamalıdırlar. Bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar doğmuşsa noterin bundan sorumlu olması doğaldır. (Tanrıver Süha, Noterlik Hukukuna İlişkin İncelemeler, 1993-2011, s. 53, 61, 82,85).

Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinde kusurdan hiç bahsedilmemiştir. Bu anlamda “Noterlik Kanunu’nun gerekçesinde “… kusurlu eylemleriyle…” deyimi kullanılmış, ancak Millet Meclisi Geçici Komisyonu’nda değişiklik yapılarak sözü geçen deyim metinden çıkarılmış ve “Borçlar Kanunu’ndaki sisteme uygunluk sağlanması” gerekçe olarak gösterilmiştir.” (MMTD, C. 18, Dönem 3, S. Sayısı. 130, Noterlik Kanunu Gerekçesi, s. 14- Düzgün Aslan Ülgen, Noterlerin Meslekî Sorumluluk Sigortası, s. 495, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C.XVII, Y. 2013, s. 1-2)

Noterlik bir güven kurumudur. Buna paralel olarak noterlerin, ağır bir sorumluluğa tabi tutulması, kendilerine yüklenen işlerin önemi ve yanlış yapılmasından dolayı büyük zararların doğması tehlikesinin bulunması ve noterlik işlemlerinin sağlamlığı hususunda iş sahiplerine garanti verme gerekliliği düşüncesine dayanmaktadır.

Doktrinde; “Noterlerin hukukî sorumluluğunun, nitelik itibarıyla ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu olduğu ifade edilmektedir.” (Tanrıver Süha, a.g.e.1993-2011, s.79)

Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinde noterin kendi yaptığı işten ve çalışanının yaptığı işten dolayı sorumluluğu düzenlenmiş ve aynı hukukî rejime tabi kılınmıştır. Bu sorumluluk adam çalıştıranın sorumluluğuna benzemez. Zira adam çalıştıranın sorumluluğunda kurtuluş kanıtı getirme imkânı sağlanmış iken, bu sorumlulukta kurtuluş kanıtı getirme imkânı tanınmamıştır. Bu yönü itibariyle ağırlaştırılmış özen yükümlülüğünün ihlâlinden kaynaklanan sorumluluk olduğu sonucuna varılmaktadır. Noter özene ilişkin genel kurtuluş kanıtı getirebilir. Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinde kurtuluş kanıtı getirme imkânı tanınmamıştır. Noter gerekli özeni gösterdiğini iddia ederek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Ancak gerekli özeni göstermiş olsa bile, zararın doğmasına engel olamayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Bu husus nedensellik bağının kesilmesidir. Bunun ispatı da davalı notere aittir. Doktrinde; ağırlıklı görüş maddedeki bu düzenlemenin noterlerin hukukî sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu hatta , başka bir ifadeyle ağırlaştırılmış özen sorumluluğu olduğu şeklindedir.

Yargıtay uygulamasında da; noterlerin hukukî sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu genel bir ilke ve prensip olarak benimsenmiştir. Ancak, bu sorumluluktan mutlak kusursuz sorumluluk olarak benimsendiği sonucu da çıkarılmamalıdır. Noterin hukukî sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için ortada; noterin veya noter çalışanının bir eyleminin bulunması ve bu eylemden dolayı bir zararın doğması, bu zararla birlikte eylem ile zarar arasında illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Bu şartlardan birisinin gerçekleşmemesi hâlinde noterin hukukî sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir.

Noterin bir kamu hizmeti ifa ettiği de dikkate alınarak sorumluluğun belirlenmesinde normal bir insanın göstereceği özenli davranış değil, aynı işi üstlenen noterlik mesleğinde çalışan bir kişinin göstermesi gereken objektif davranış esas alınacaktır. Buradaki tazminat yükümlülüğü; sorumlu kişinin somut olaydaki bireysel davranışından ziyade daha çok onun toplum ve ekonomi içindeki durumu ile kanunun ona yüklediği ihtimam ve özen görevine bağlanmaktadır. Böylece toplum içinde bazı iş ve meslekler ile bazı gruplara ve kategorilere daha ağır bir sorumluluk yükletilmektedir. Noterlerin kusursuz sorumluğundan kastedilen, zarar görenin kusuru kanıtlamak zorunda olmamasıdır. Sorumluluk hukukunun önemli öğelerinden biri de zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunmasıdır. Ancak illiyet bağının kesildiği durumlarda kusursuz sorumlu olan kişi zarardan sorumlu tutulmayacaktır. Teoride ve uygulamada mücbir sebep, zarar görenin tam veya üçüncü kişinin ağır kusuru ile illiyet bağı kesilir, bu üç olgudan birinin bulunması hâlinde kusursuz sorumlu kimse de sorumluluktan kurtulacaktır. Noterlerin yaptığı işlemler bakımından söz konusu işlemin gereği gibi yani özen yükümlülüğüne uygun şekilde yerine getirmiş olsaydı zarar oluşmayacaktı denilebiliyorsa noter sorumlu olacaktır. Örneğin; noter işlemi yaparken gözle görülebilecek bir sahteliğe rağmen işlemi devam ettirmişse ve bu işlemden bir zarar doğmuşsa noter doğal olarak sorumlu olacaktır.

Uygulamada; noterler aleyhine, en çok otomobil ve taşınmaz alım satımlarında meydana gelen zararlar bakımından dava açılmaktadır. Bu davalarda; aracın haksız zilyetleri tarafından kullanılan sahte kimlik, vekâletname veya araç trafik tescil belgelerinin sahteliğinin noterlerce ve çalışanları tarafından belirlenip belirlenmediği hususları araştırma konusu olabilmektedir. Tüm bu durumlarda noterin veya çalışanının kimlik veya belge üzerinde yeterli incelemeyi yapıp yapmadığı, dolayısıyla özen yükümlülüğüne uygun davranıp davranmadığı araştırılmaktadır. Noterin ilgililerin hukukî menfaatlerini korumak için araştırma ve aydınlatma görevi vardır. Noterlik Kanunu’nun 72. maddesine göre; noter, iş yaptıracak kimselerin kimlik, adres ve yeteneğini ve gerçek isteklerinin tamamını öğrenmekle yükümlüdür. Bu cümleden olarak noterin veya çalışanının her zaman belgenin sahte olup olmadığını anlaması ve tetkik etmesi yani grafolojik bir inceleme yapması beklenemez. Ancak; belgenin veya kimliğin ilk bakışta sahte olup olmadığı veya kimlikte şekli anlamda var olması gereken bir bilginin olmaması yahut olmaması gereken bir ibarenin bulunması noter veya çalışan tarafından dikkat edilmesi gereken hususlardandır. Bu gibi hâllerde noterin veya çalışanının gerekli özeni göstermesi beklenir. Aksine davranış özen yükümlülüğünün ihlâlidir.

Yargıtay uygulamasına göre; belgenin sahteliği hususundaki en önemli kıstas belgenin veya kimliğin aldatma yeteneğine (iğfal) sahip olup olmamasıdır. Yargıtay bir çok kararında; aldatma (iğfal) yeteneği bulunan belgelerin kullanılmasını üçüncü kişinin ağır kusuru olarak nitelendirmiş ve noterin sorumluluğu bakımından illiyet bağını kestiğini kabul etmiştir. Zarar doğuran işlem veya eylemde aldatma (iğfal) kabiliyetine sahip bir kimlik veya belgesinin kullanılması hâlinde noterin sorumluluğunun doğmayacağının kabul edilmesi gerekir. Ancak detaylı bir incelemeyle ortaya çıkacak sahteliğin fark edilmesi noter veya çalışanından beklenemeyecek bir durumdur. Ayrıca Yargıtay bazı kararlarında; nüfus cüzdanındaki seri ve T.C kimlik numarasının bulunmaması, numaranın on bir haneli olmaması, eksik veya fazla olması, doğum yerinin ilçe veya merkez ilçe olarak yazılmaması, soğuk damganın veya motorlu araç tescil belgesinde mühür bulunmaması, tescil belgesindeki bilgilerin kullanılan kimlik ile veya motor sicil numarası veya şasi numarasının birbirine uymaması gibi hâllerini “somut sorumluluk nedenleri” olarak kabul edilmiş, noterlerin ve çalışanlarının yapmış oldukları işlemlerde, sorumluluk sebeplerini, her somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirmiştir.

Aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 06.12.2013 gün ve 2013/4-335-1654 sayılı kararında da vurgulanmıştır

Somut olayda; Özel Daire bozma ilamında belirtildiği üzere, dosya arasındaki bilgi ve belgelerden,davalı noter tarafından aslı alınmayan ve fotokopi olan Sakarya 1.Noterliğince 02/05/2005 tarihinde 08966 yevmiye numarası ile tanzim edilmiş vekaletname ile işlem yapıldığı, aracın gerçek maliki ve motor şasi numarasının araştırılmadığı anlaşılmaktadır.Bu durumda davalıların kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldıracak şekilde illiyet bağının kesilmediği anlaşılmaktadır. Mahkemece davalı noter ve noter katibi yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğinden kararın bozulması gerekmiştir.

Yukarıda belirtilen maddî ve yasal olgular dikkate alındığında; mahkemece tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, dosyadaki tutanak ve kanıtlara göre bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usûl ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Davacı vekili ile davalılardan N.. D..'in temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, 27.05.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.


Yol Tarifi