Şirket ortakları, sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemez.

Yargıtay Kararı - 11. HD., E. 2019/2339 K. 2020/628 T. 21.1.2020

 

Taraflar arasındaki davanın Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi Bozmaya uyularak verilen 05/03/2019 tarih ve 2015/158-2019/165 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesinin davalı vekili tarafından istenilmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkette %45 oranında pay sahibi ortak olduğunu, %55 pay sahibi dava dışı ortağın eşinin de müdür olarak görev yaptığını, zaman içinde şirkete borçlar verdiğini, ancak kendisine geri ödeme yapılmadığını ileri sürerek, 75.863 TL'nin faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkilinin ortağı bulunan davacının şirketle ilgilenmediğini, 50.000 TL olan sermayesinin 32.500.00 TL'lik kısmının ödendiğini, ilk yıl zarar ettiğini, davacının şirkete borçlu olduğunu, lastik işiyle iştigal eden şirketin faaliyetinin devam etmesi için teminatlar gerektiğini, şirket müdürünün kişisel taşınmazlarının teminat gösterildiğini, başkalarından borç alındığını, hiçbir alacağının olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, uyulan bozma ilamı, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı şirketin 31.10.2008 tarihinde kurulduğu, şirketin iki ortağının bulunduğu, davacının şirkette %45 hissesinin bulunduğu, şirket sermayesinin 50.000,00 TL olduğu, daha sonra sermaye arttırımı yapılmadığı, davacı tarafından 28.07.2009 tarihinde sermaye payı ödemesi açıklaması ile davalı şirket hesabına 50.000,00 TL yatırdığı, yine şirketin davacıya olan 14.000,00 TL’lik borcunu ödediğini kanıtlayamadığı, davacının ise şirkete 19.631,00 TL borçlu olduğu, dava tarihi itibariyle davacının davalı şirketten 41.458,27 TL alacaklı olduğu ve 6.875,00 TL ödenmeyen sermaye borcunun bulunduğu, dava tarihi olan 24.06.2011 tarihi itibarıyla kalan sermaye borcunun ödenmesi gerektiği ve kalan sermaye borcu düşüldüğünde davacının davalıdan 34.583,27 TL alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 34.583,27 TL’nin dava tarihi itibariyle uygulanacak avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve davacının sermaye ödemesi başlığıyla gönderdiği kalemin, davacı lehine alacak kalemi olarak tespiti yönündeki kararın, usul ve yasaya uygun olmasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Dava, davalı şirket ortağı davacının, şirkete verdiğini ileri sürdüğü borcun tahsili istemine ilişkindir.

Davacı tarafından, alacak kalemi olarak ileri sürülen, 10.07.2009 keşide tarihli çek bedeli ile davacının Garanti Bankasından kendi adına çekip şirkete verdiğini iddia ettiği 20.000,00 TL krediden kalan bakiyeye ilişkin istemler bakımından, mahkemece alacak kalemi bulunmadığı tespiti yapılmış, kararı davacı taraf temyiz etmemiştir.

Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda kabul edilen alacak kalemi, davacının şirkete sermaye borcu ödemesi nitelendirmesiyle yaptığı 50.000,00 TL’lik havaledir. 6102 Sayılı TTK’nın 480/3 hükmüne göre, pay sahipleri sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemezler. Buna göre, davacının gönderdiği 50.000,00 TL’den teyit edilen sermaye borcunun düşümü ile kalan bakiye tutarda davalı şirketin sebepsiz zenginleştiği anlaşılmaktadır. Söz konusu sermaye borcuna ilişkin ise hükme esas alınan bilirkişi raporunda 6.875,00 TL olduğu tespiti yapılmış, ancak davalı tarafça tespite karşı yapılan itirazlar hüküm yerinde tartışılmamıştır. Bu durumda öncelikle düşülecek sermaye borcunun 16.875,00 TL mi yoksa 6.875,00 TL mi olduğu tereddüte yer bırakmayacak biçimde saptanmalıdır.

Yine bu tutardan, davacı ortak aleyhine kaydileşen, 19.631,73 TL borcun düşümü yerinde değilse de; temyiz edenin sıfatına göre bu husus nazara alınamamış, davalı taraf lehine bu kalemin alacaktan düşümü konusunda usuli müktesep hak oluşmuştur.

Bu durumda, kabul edilen 50.000,00 TL’lik alacak kaleminden; davacıya ait ödenmemiş sermaye borcu, 19.631,73 TL’lik davacı borcu ve davalı savunmasında ileri sürülen 5.000,00 TL’lik davacıya ait kredi kartı ödemesinin düşümü ile sonuca ulaşılması gerekirken; davacının menfi tespit, davalının ise takas mahsup talebi olmamasına rağmen, 14.000,00 TL’nin de hatalı olarak davacı alacak kalemine eklenmesiyle yapılan hesaba dayalı hüküm benimsenerek hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı taraf lehine BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 21/01/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


#müktesep hak #bilirkişi raporu #usuli kazanılmış hak #menfi tespit #takas ve mahsup talebi #sermaye arttırımı #sermaye borcu

Yol Tarifi