Taşınmaz bir yargı kararı veya icra marifetiyle tahliye edilmediğinden tazminat hakkı doğmamıştır

Yargıtay Kararı - 3. HD., E. 2018/5894 K. 2019/6781 T. 17.9.2019

 

MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 15. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen alacak davasının kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı tarafın istinaf başvurusunun kısmen kabulüne yönelik olarak verilen kararın süresi içinde davalı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine; daha önceden belirlenen, 17/09/2019 tarihli duruşma günü için yapılan tebligat üzerine; davacı vekili Av.... ile davalı vekili Av. ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; davalı ile yapılan 01.11.2005 başlangıç tarihli ve 10 yıl süreli kira sözleşmesi ile taşınmazı kiraladığını, 10 yıllık kira bedeli olan toplam 72.000 TL'nin peşin ödendiğini, davalıdan mesken olarak teslim aldığı taşınmazı ciddi şekilde masraf yaparak iş yerine dönüştürdüğünü, sonrasında, taşınmazı 01.12.2005 başlangıç tarihli sözleşme ile 5 yıllığına dava dışı ... Sigorta A.Ş'ye iş yeri olarak alt kiraya verdiğini; davalının, sözleşmeye aykırı olarak taşınmazı 2010 yılının Eylül ayında üçüncü bir kişiye sattığını; yıllık kira artışları dikkate alındığında alt kira kontratında yazılı bulunan artış oranı doğrultusunda 2011 yılına tekabül eden yıllık kira bedelinin 19.645 TL olduğunu, 2012-2013 -2014 ve 2015 yıllarına ait kira gelirinden mahrum kalınan toplam 5 yıla isabet eden kaybının en az 98.225 TL olduğunu belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 98.225TL tazminatın öncelikle davalının taşınmazı haksız yere sattığı 2010 yılı Eylül ayından itibaren, olmaz ise konuya ilişkin olarak önceden ikame ettikleri karşı dava tarihi olan 08.11.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımı yönünden reddinin gerektiğini, müvekkiline ait taşınmazın davacıya verdiği sözlü yetki ile kiraya verildiğini, kira sözleşmesinin 01.12.2005 tarihinde başladığını, davacının, kira akdinin kurulduğu tarihten azledildiği 08.01.2010 tarihine kadar tahakkuk etmiş tüm kira bedellerini aldığını, müvekkiline ödenmesi gereken 5 yıllık kira bedellerinin tüm ihtarlara karşı verilmemesi üzerine Konya 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/410 Esas sayılı davasının açıldığını; 01.11.2005 tarihli kira sözleşmesinin boş olarak imzalandığını, kira sözleşmesinin daha sonra davacı tarafından doldurulduğunu, kira sözleşmesindeki imzanın müvekkiline ait olduğunu; ancak, kira sözleşmesinde daktilo ile yazılan yerlerin daha sonra doldurulduğunu; yine, mecurun 2005 yılındaki rayiç değerinin 70.000 TL olduğunu, dolayısıyla 72.000 TL kira bedelinin peşin ödenilerek mecurun kiralanmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, olayın müvekkiline açığa imza attırılması ve bu imzanın kötüye kullanılmasından kaynaklandığını savunarak; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk derece mahkemesince; davanın kısmen kabulü ile 98.225 TL maddi zararın dava tarihinden 27.523,91 TL zararın ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir.

İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince; ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak 98.225TL maddi zararın 08.11.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının aşağıdaki bentler dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-6098 sayılı TBK'nun 310. maddesinde ''Sözleşmenin kurulmasından sonra kiralanan herhangi bir sebeple el değiştirirse, yeni malik kira sözleşmesinin tarafı olur '' düzenlemesi mevcuttur.

TBK m. 355/1'e göre kiraya veren, gereksinim amacıyla kiralananın boşaltılmasını sağladığında, haklı sebep olmaksızın, kiralananı üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamaz ve TBK m. 355/3'e göre kiraya veren, bu hükümlere aykırı davrandığı takdirde, eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlüdür.

Somut olayda; Dava konusu taşınmaz davacı ile davalı arasında 01.11.2005 tarihinden başlayarak 10 yıl süreli kira sözleşmesi ile kiralanmış, kiralananın satılmasıyla dava dışı yeni malik TBK'nun 310. maddesi gereğince kira sözleşmesinin tarafı haline gelmiştir. Taşınmazın satılması kira sözleşmesinin fesh edilmesi ve tahliye edilmesini gerektirmez. Kaldı ki; Dava dışı yeni maliğin, gereksinim amacıyla bir tahliye davası açmadığı anlaşılmakta olup, davacı kiracı, taşınmazı bir yargı kararı veya icra marifetiyle tahliye etmemiştir. Bu durumda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 355. maddesi uyarınca tazminat koşulları oluşmamıştır. O halde, mahkemece; davacının peşin ödediği kira bedelinden, sözleşmenin feshi tarihinden sözleşme süresi sonuna kadar olan kısmın iadesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

3-Davalının faiz başlangıç tarihine ilişkin temyiz itirazlarına gelince;

Taraflardan yalnız birinin temyizi halinde, Yargıtay, hükmü temyiz edenin aleyhine bozamaz. (Aleyhe bozma yasağı). Bundan başka, taraflardan yalnız birinin hükmü temyiz etmesi halinde, Yargıtay'ın (temyiz eden tarafın lehine olarak) verdiği bozma kararına uyan yerel mahkeme de artık, temyiz eden tarafın, önceki (bozulan) karara oranla daha aleyhine olan bir hüküm veremez. Buna da "aleyhe hüküm verme yasağı" denir. Taraflardan yalnız birinin temyizi üzerine verilen bozma kararına uyan mahkemenin temyiz eden tarafın, önceki (bozulan) karara oranla daha aleyhine olan bir hüküm vermemesi ilkesi, usule ilişkin kazanılmış hak müessesesi ile de yakından ilgilidir." (Prof.Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt ;5, 2001, s; 4732 -4737)

İlk derece Mahkemesince oluşturulan hükümde; 98.225 TL tazminatın dava tarihinden (25.02.2016) itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verilmiş, bu hükme karşı sadece davalı tarafından istinaf incelemesi talep edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince; sadece davalı tarafından istinaf incelemesinin talep edildiği göz ardı edilerek, davalı yararına oluşan (aleyhe karar verme yasağı) hakkı ihlal edilerek 08.11.2011 tarihinden itibaren faiz işletilmesine şeklinde hüküm tesisi de usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci ve üçüncü bentte açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nun 371. maddesi uyarınca temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2.037 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davcıdan alınarak davalıya verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.09.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.


#sözleşmenin kurulması #alt kira sözleşmesi #haklı neden #dava zamanaşımı #sözleşmenin feshi talebi #kira bedeli #kira sözleşmesi #usuli kazanılmış hak #cevap dilekçesi #faizin başlangıç tarihi #maddi zarar #karşı dava

Yol Tarifi